Venedik (Venice)

Venedik kanalları ve köprüleri ile sizi büyüleyecek  bir şehir ile karşınızdayım. Öncelikle bu şehrin tarihinden bahsetmek istiyorum. Daha sonra da gezdiğim yerlerinden bahsedeceğim.




Venedikliler, İlirya’dan göçüp Anadolu’da Paflagonia’ya yerleşmiş, Troya savaşına katılmış sonrasında İtalya’nın kuzeyindeki bereketli topraklara gelip, M.Ö 1184’te Padova kentini kurmuş Venetler’in torunlarıdır. Şuanda dünyanın en iyi korunmuş ve en ilginç şehirlerinden biri o dönemde uçsuz bucaksız sazlıklarla kaplı bir lagünmüş. Venedikliler, o dönemde Anadolu’dan taşıdıkları kültürel zenginlikleri bu topraklarda kullanmaya başlamışlar ve yazları tuzlaya dönüşen Venedik lagününden elde ettikleri tuz sayesinde ticareti geliştirmişler. M.S 402 yılında Bizans İmparatoru Gotlarla anlaşıyor ve saldırılarının yönünü Konstantinapolis’ten İtalya topraklarına çeviriyor. Gotlar tarafından yakıp yıkılan şehirlerinden kaçmak zorunda kalan Veneto bölgesi halkı çareyi akarsuyun yönünü değiştirerek bu akarsuyu lagüne doğru yönlendirmekte buluyor. Böylece şehrin etrafı sularla kaplanıyor. Yüzyıllar boyunca ekmeğini lagünün nimetlerinden kazanan Veneto halkı bu su parçasında hayatta kalmayı çok iyi beceriyor, atlı akıncılar olan Gotların ise bu bataklıkta ilerlemesi imkansız. Kendini Gotlardan korumaya çalışan Veneto halkı böylelikle dillere destan Venedik’in temellerini atmış oluyor…


Önce, çevredeki ormanlardan kestikleri kütükleri yüzdüre yüzdüre getirmişler, sonra minik çamur adacıklarının arasındaki kanalları derinleştirip çıkan çamurla bunların zeminini biraz daha güçlendirmişler ve sonra da kazıkları bir bir çakarak çamurla sıvadıktan sonra yaşam alanlarını yaratmışlar. Kazıkların bir kısmı şuan Slovenya ve Hırvatistan olan bölgeden getirilmiş ve meşe, karaçam gibi suya dayanıklı ağaçlar.

Ahşabın çürüyebilmesi için hem hava hem de suyun aynı anda ahşaba nüfus etmesi gerekirmiş. Suyun altında oksijen olmadığı için ve lagün suyunun zengin alüvyonları ve killi toprağı kazığın etrafına toplamasıyla aksine ahşap kazıklar bir kaya kadar güçlenip kazığın çürümemesini sağlıyormuş.

Kazıkları birbirine çok yakın çakıp zamanla alüvyonlar suyun üzerine çıkmasın diye taşlarla doldurmuşlar. Özellikle su geçirmediği için mermer kullanılmış ve duvar örme işinin temelleri de yine bu zamanda atılmış. Venedik’in alt yapısını oluşturan bu kazıklar üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen hala bir kaya kadar sağlam ve binaların temelleri bu kazıklarda oluşup taştan binalar bu temellerin üzerine oturtularak yapılmış.


Ve romantik şehir bu şekilde oluşmuş. Gidenlerin hayran kaldığı, tekrardan gitmeyi düşündüğü bu şehri bir de benim gözümden 4 gün boyunca gezelim.

1.Gün:

 Marco Polo Havaalananından indikten sonra şehre gitmek için "Vaporetto" lara bindik. Vaporetto, Venedik'teki deniz taksileridir. Bir yerden bir yere girmek içinse birçok kanal ve köprü geçmeniz gerekiyor, sırf bu yönü ile bile Venedik çok farklı ve güzel bir şehir.

Otele gitmemiz için Büyük Kanal'dan geçmemiz gerekti. Büyük Kanal, Venedik’te su trafiğinin aktığı ana hattır. Kanal “S” şeklindedir, 3800 metre uzunluğunda ve yaklaşık 5 metre derinliğindedir. Saint Mark Basin – Santa Lucia tren istasyonu arasındaki bu su hattının genişliği ise ortalama 90 metredir.

Venedik’te ulaşım sağlarken mutlaka geçeceğiniz Büyük Kanal’ın etrafında 13. – 18. yüzyıllar arasında inşa edilen 170 kadar yapı bulunmaktadır. Genellikle zengin ailelere ait olan bu yapılar muhteşem Venedik manzarasına sahiptir.Kanal su hattı üstünde gondol, deniz otobüsü, özel bot, su taksisi gibi ulaşım araçları ile seyahat edilmektedir.
İşte Büyük Kanal'dan çektiğim bazı fotograflar:








Venedik Santa Maria Della Salute Bazilikası'nı da Büyük Kanal'dan geçerken gördüğüm muhteşem eserlerden sadece biri.


Gelelim hikayesine:
Kilisenin yapıldığı tarihlerde bölgede yoğun ve çok hızlı çoğalan bir veba salgını vardır. Hatta veba o kadar hızlı yayılır ki Venedik halkının üçte biri ölür. Hükumet bu hızla yayılan veba salgını karşısında ne yapacağını bilemez. Çare Tanrıya sığınmaktır. İşte bu nedenle 17. yüzyılda bir kilise inşasına karar verilir.

Veba nedeni ile çok kayıplar veren Venedik aslında bu hastalıktan kurtulmak için pek çok kilise inşa etmiştir. İşte santa maria della salute’de veba kiliselerinden biridir. İnşası tamamlanan kilise Meryem anaya ithaf edilmiştir.
Kilise oldukça etkileyici bir görüntüye sahiptir. Barok tarzında bir mimaridir. Santa Maria Della Salute Kilisesinin Mimarı ise Vincenzo Scamozzidir. Kiliseyi görmeye gittiğinizde yapıyı sekizgen bir şekle benzetebilirsiniz. Çünkü kilise sekizgen şeklindedir ve Aziz Mary’nin kaynak işaretlerine göre yapılmıştır.

Santa Maria Della Salute Kilisesi aslında katolik kilisesi olarak kullanılır. Venedik’te bu kiliseye daha çok Salute Kilisesi denir. Salutenin anlamı ise sağlıktır. İtalya’da, resmi en çok çekilen, en sanatsal kiliseler arasındadır. Kilisenin dizaynı oldukça süslü ve gösterişlidir. Bunun nedeni ise o dönem kilise inşa ettirilirken, kilisenin dizaynı için bir yarışma düzenlenmiştir. O dönemin en ünlü mimarları bu kilisenin dizaynını kapabilmek için birbirleri ile adeta çok çetin bir yarışa girmişlerdir. Bu yarışa giren mimarlar arasında Alessandro Varotari, Bellini gibi oldukça ünlü mimarlar da vardır.

Ancak Venedik senatosu kilisenin dizaynını yapması için 26 yaşındaki Loghene’yi seçer. Loghen bu üstün başarısını kanıtlamak için kilisenin dizaynında kelimenin tam anlamı ile kanın son damlasına kadar çalışır.





Otele yerleştikten sonra otelin çevresinde dolaşmaya karar verdik. Gittiğimiz ilk yer Accademia oldu. 

AccademiaVenedik’te bulunan resim, heykel ve mimari alanında koleksiyonların sergilendiği en önemli sanat galerilerinden biridir. Sanat galerisi, İtalya’nın diğer şehirleri gibi Venedik’i de sanat ve ilgi merkezi haline getirmek amacıyla kurulmuştur. 1750 yılında ressam Giovanni Battista Piazzaetto tarafından kurulan Accademia di Bela Arti, galerideki koleksiyonun tarihini oluşturur. Koleksiyon, Napolyon’un 1807 yılında kilise ve diğer dini yapılardaki sanat eserlerinin müzelerde sergilenmek üzere el konulması ile genişletilmiştir.







Oradan da Venedik'in güzel evlerinin, eşsiz köprülerine bakmaya gittik. 




Evler genellikle kahve tonlarında. Evlere su girmemesi için bir çok önlem alınmış. Çünkü evler ile kanallar neredeyse aynı seviyede. Ama evlerin yapısı sizi başka çağlara götürüyor.


Zattare durağında bulunan GesuatiVenedik’teki ünlü kiliselerden biridir. Şehrin kuzeyindeki Gesuiti Kilisesi ile karıştırılan Gesuati ya da diğer adıyla Santa Maria del Rosario 17. yüzyılda bölgeye yerleşen Dominikenler tarafından yapılmıştır. Kilisenin ön cephesi karşı kıyısında yer alan Redentore Kilisesinin ön yüzüne benzer.





Kilisenin biraz ilerisinde, Opera Don Orione Artigianelli yer almaktadır. Burada bir çok müzikal konser yapılıyormuş. İnternet'ten de bilet satın alabilirsiniz.


2.Gün:
Kahvaltıdan sonra San Marco Meydan'ına gitmeye karar verdik. İlk başta Accademia Köprüsünden geçmemiz gerekti. 
Accademia Köprüsü Venedik, Büyük Kanal üzerindeki sadece dört köprüden biridir. Kanalın güney sonundan karşıya bağlanır ve Accademia galerileri olarak adlandırılır.İlk defa en erken 1488 yılında yapılması önerildi fakat 1854 yılına kadar inşa edilemedi. Alfred Neville tarafından dizayn edilen orijinal çelik yapı yıkıldı ve yerine taş köprü isteği yaygın olmasına rağmen 1930 yılında ağaç köprü yapıldı.İkinci köprü,(tehlikeli durumdaydı) temelinden yıkıldı ve 1985 yılında eskisinin özdeşi olan günümüzdeki köprü yerleştirildi.



Ve köprüden manzaralar:






Meydana doğru giderken karşınıza bir sürü sanat eserleri ve cam ile yapılan bir sürü hediyelik eşya ile karşılaşabilirsiniz. 










San Marco Meydanına giderken karşımıza çıkan San Giorgio Maggiore, Venedik‘te aynı adı taşıyan ada ve meydanda bulunan bir kilisedir. Şehrin sembollerinden olana bu kilise, iç ve dış mimarisi ile birçok fotoğrafa ve resme konu olmuştur.
16. yüzyıldan yapılan bu manastır ve kilise, Palladio’nun en önemli eserleri arasında bulunmaktadır. Yapımında beyaz renginin ağırlıklı kullanıldığı San Giorgio Maggiore’nun mihrabında Tintoretto imzalı “Son Akşam Yemeği” ve “Manna’nın Dönüşü” isimli iki tane resim bulunmaktadır. Koro kısmının solunda çan kulesine çıkılır. Buradan şehrin muhteşem manzarasını izlemek mümkündür.

Ve eşsiz büyüsü ile San Marco Meydanına geldik. San Marco MeydanıVenedik’in en ünlü meydanıdır. Dünyanın en güzel meydanlarından biri olarak kabul edilen bu meydanın etrafında Procuratie Nuove, Procuratie Vecchie ve Ala Napoleonica ile çevrilidir.Bu meydanın en görkemli yapıları meydanla aynı ismi taşıyan San Marco Bazilikası ve Torre dell’orologio isimli saat kulesidir. Napolyon’un “Avrupa’nın resim odası” olarak nitelendirdiği bu meydan 500 x 1000 metre ölçülerindedir.
Venedik’in en alçak noktalarından biri olan San Marco Meydanı, Ekim – Mart aylarında acqua alta adı verilen suyun yükselmesi durumu nedeniyle ziyaret edilemeyebilir. Tarihe tanıklık eden bu alan günümüzde festivaller, konserler ve çeşitli organizasyonlara ev sahipliği yapmaktadır. Şehrin dini ve politik merkezi olarak da kabul gören bu meydanda turistlere hitap eden dükkanlar, kafe ve restoranlar da bulunmaktadır. Şehrin en lüks otelleri ve moda markaları da burada bulunabilir.





Aziz Mark’ın Çan Kulesi (Campanile di San Marco/ St. Mark’s Campanile) Venedik’te yer alan en yüksek yapılardan biridir. 99 metre yüksekliğindeki bu çan kulesinden San Marco Meydanı ve şehir manzarası izlenebilir.
9. yüzyılda yapılan Çan Kulesi sonrasında birkaç kez baştan yapılmıştır. Altın meleğin tepesine yerleştirildiği 16. yüzyıla kadar sürekli değiştirildi. Çan Kulesi’nde beş tane çan bulunmaktadır ve her birinin farklı bir işlevi vardır. Marangona günün başlangıç ve bitişini, Trottiera Maggior Consiglio üyelerinin acele etmesini, Mezza Terza Senatonun toplanacağını, Maleficio ise infaz ilanını işaret eder. Bu kule ayrıca adaba aykırı davrananların yukarı çekildiği bir yerdi. Her yıl düzenlenen “Volo del’Anzolo” ya da “del Turco” (“Meleğin ya da Türk’ün Uçuşu”) isimli bir gösteride gönüllü birisi halata tırmanarak kuleye çıkar ve ilk kattaki başkana buradan bir demet çiçek sunardı.
1902 yılında tamamen çöken Aziz Mark’ın Çan Kulesi orijinaline uygun şekilde tekrar yapılmıştır. 1912 yılında tamamlanan kule üzerinden tüm şehir görünür, fakat tek bir kanal görünmez. Bu da yapıya ait ilginç bir detaydır. Venedik’teki diğer birçok yapı gibi kule de yan yatmaya başlamıştır. Yapıldığı dönemde deniz ve atış kulesi olarak kullanılsa da sonrasında sadece turistik amaçla kullanılmaya başlanmıştır.

San Marco BazilikasıVenedik’te bulunan en ünlü kilisesidir. Beş tane kubbesi olan bu büyük kilise bir Yunan haç planı üstüne yapılmıştır. Kubbede bulunan mozaikler Bizans mozaikleridir. Altın yaldızlı bu mozaikler nedeniyle bazilika “Altınların Kilisesi” adıyla da bilinir. Binanın İstanbul’un en ünlü yapılarından olan Ayasofya Müzesi baz alınarak yapılmış olması da dikkat çekicidir.
San Marco Bazilikası 9. yüzyılda yapılmıştır. Kilisede altın heykeller, cam işlemeleri ve oyma eserler görülebilir. Yapının dışı üç kısımdan oluşmaktadır. Beş kemerli mermer sütunların üstünde ilahiyat, kardinal heykeli ve savaşçı azizler heykeli vardır. Romanesk kabartmalar yapıda dikkat çeken diğer kısımlardandır. Eski Venedik düklerinin kilisesi olan bu yapının büyük bir kısmı 11. yüzyıldan kalmadır. Orijinali korunmuş olan Kuzey kapısı 13. yüzyıldan günümüze gelmiştir. Fakat dış cephesi 17. ve 18. yüzyıldan kalma öğelere sahiptir.

Dükler SarayıVenedik’te bulunan bir saraydır. Gotik tarzda inşa edilen bu yapı her zaman yoğun ziyaretçi trafiğinin yaşandığı bir yerdir. Dükler Sarayı, 9. yüzyılda şato olarak inşa edilmiştir ve hükumet Venedik Cumhuriyeti’ni buradan yönetmiştir. Çıkan yangınlar nedeniyle birkaç kez baştan yenilenen saray, 1923 yılında müzeye dönüştürülmüştür. En temel halini ise 14. ve 15. yüzyıllarda almıştır. Sonrasında yapılan restorasyon çalışmaları bu çizgilere göre yapılmıştır.
Saray, mimari olarak da oldukça görkemli ve önemli bir yerdir. Dış cephesinde gotik esintiler ile geometrik şekiller görülürken büyük avluları ve daha klasik esintilerin görülebileceği iç mimarisi ile de dikkat çeker. Mimari olarak bir baş yapıt olarak görülür ki Ruskin tarafından “Dünyanın merkezindeki yapı” olarak betimlenmiştir. Hükumet konağı, adalet sarayı, dük konutu olarak kullanılan Dükler Sarayı’nın asıl işlevi Venedik Cumhuriyeti’nin görkem ve üstünlüğünü tüm konuklara göstermektir.


Ahlar KöprüsüVenedik’teki en ünlü köprülerden biridir. Adının ilginçliği ile dikkat çeken bu köprünün hikayesi eski zamanlarda mahkum edilen kişilerin duruşma ardından bu köprüden geçirilerek hapse girmesine dayanır. Köprü, 1602 yılında inşa edilmiştir. Beyaz kalkerden yapılan köprüdeki küçük pencerelerden çok küçük bir alan gözükmektedir.

Lord Byron tarafından 19. yüzyılda verilen bu ismin mahkumların Venedik’e son kez bakıp iç geçirmesinden kaynaklandığı söylenmektedir. Fakat aslında bu köprüden hafif suçlu mahkumlar geçirilmekteydi. Daha ağır suçlular Dükler Sarayı (Palazzo Ducale) altındaki kısma ya da dipteki kuyulara atılırlardı.

Köprü ile ilgili yerel bir inanışa göreyse gün batımında köprünün altında öpüşen çiftlerin aşklarının ölümsüz olacağı düşünülmektedir.





3.Gün:
İtalya'ya gelmişken Pizza ve tiramisu yemeden dönmek istemedim. Alle Zattare adlı pizza restorantında uygun fiyatlarda pizza yiyebilirsiniz. 8-15 euro arasında değişiyor pizza fiyatlar. Ben tadını da çok sevdim. Pizza sevilmez mi ?

(Tiramisu ve Cappucino )

Akşamüstü de Rialto Köprüsü'ne gittik. Rialto Köprüsü, köprüler ve kanallar şehri Venedik’in en ünlü köprüsüdür. Şehrin sembollerinden olan bu köprü 16. yüzyılda yapılmıştır. Bir yarışma sonucunda eski köprünün yerine inşa edilmiştir. Öncesinde birçok kez tahta köprü inşa edilmiş fakat dayanıklı olmadığı için bu yapılar korunamamıştır. Örneğin; 1444 yılında Markizi’nin düğün kalabalığı nedeniyle o dönemdeki köprü çökmüştür.
Büyük Kanal’daki en ünlü köprü olan Rialto, Antonio da Ponte mimarlığında yapılmıştır. Şehirde en çok ziyaret edilen ve fotoğraflanan nokta olan bu yapı, çok uzun bir süre üzerinde yaya yolu ile ulaşım sağlanan tek nokta olmuştur.
Rialto Köprüsü üstünde ve civarında mücevher, ipek ve cam ürünler, hediyelik eşya satan irili ufaklı birçok dükkan bulunmaktadır. San Polo ve San Marco’yu birbirine bağlayan Rialto, inşa edildiği dönemde ticari amaçla kullanılsa da günümüzde daha çok turistik bir merkez halini almıştır.




Otele dönerken Perth Modern School'un muhteşem konserini dinledik. Kesinlikle çok yetenekliler.

4.Gün:
Tren yolculuğu için Santa Lucia tren istasyonuna doğru vaporettolarla gittik. yolda bir çok güzel eser gördüm.
Ca’d’Oro “Altın Evi” olarak bilinen Venedik’teki bir müzedir. Venedik’te gotik mimarinin en önemli örneklerinden olan Ca’d’Oro gotizmin yanı sıra mimari ve süslemelerde kullanılan Doğu etkisiyle de dikkat çeker.
Bu yapı, 15. yüzyılda Venedikli soylu Mariano Contarini’nin isteği üzerine yapılmıştır. “Altın Ev” adını binanın ön cephesinde kullanılan kızıl, parlak ve mavi altın varak süslemelerinden almaktadır. Zaman içerisinde bakımsız kalan ev, 19. yüzyılda Rus Prens Troubetzkoy tarafından alınmış ve ünlü balerin Maria Taglioni için restore edilmiştir. Bu yenileme çalışması sırasında orijinal birçok kısmı çıkarılan yapı son olarak Franchetti tarafından devralınmış ve kurtarılmıştır. Franchetti Ca’d’Oro’yu devlete bağışlamıştır ve 1984 yılından itibaren Giorgio Franchetti Koleksiyonu’nun sergilendiği yer olmuştur.


Fondaco dei TurchiVenedik’te bulunan bir saraydır. Günümüzde bu saray, Doğa Tarihi Müzesi olarak kullanılmaktadır. 13. yüzyılda Giacomo Palmier tarafından inşa edilen bu saray 1381 yılında Ferrara Marki Niccolo II d’Este için Venedik Cumhuriyeti tarafından satın alınmıştır.
Bu saray adını 18. ve 19. yüzyılda burada ağırlanan Venedik’teki Osmanlılardan almıştır. Venedik Bizans mimarisini yansıtan bu eser her dönem ileri gelenlerin ağırlandığı Fondaco dei Turchi tarih boyunca ev, ambar, pazar gibi işlevlerde de kullanılmıştır. Türkler, Napolyon Bonaparte Venedik Cumhuriyeti’ni 1797’de fethettikten sonra 1838 yılına kadar burada yaşamaya devam etmişlerdir. Zaman içerisinde kötü hale gelen yapı 1820 yılında başlayıp yaklaşık 20 yıl süren bir yenileme çalışması geçirmiştir. Tarih içerisinde farklı amaçlara hizmet eden bu yapı günümüzde Doğa Tarihi Müzesi olarak işlev görmektedir.



Ca’RezzonicoVenedik’te bulunan gotik bir yapı ve müzedir. 1667 yılında Baldassare Longhena tarafından Bon Ailesi için tasarlanmıştır. O dönemdeki zengin Venedik ailelerinin yaşayışını yansıtan bu yapı sonrasında Rezzonico Ailesi’ne satılmıştır. 1839 yılındaysa şari Robert Browning’in oğlu tarafından satın alınmıştır. Ca’Rezzonico 1936 yılından beri müze olarak kullanılmaktadır.

Bu görkemli yapı dört kattan oluşmaktadır. İlk katında avize, mobilya, kilim gibi değerli eşyalar ve Giambattista Tiepolo imzalı tavan resmi ve Giandomenico Tiepolo’nun duvar resimleri görülebilir. Bu kattaki en göz alıcı bölüm balo salonudur. Yapının ikinci katında ise 18. yüzyıl Venedik yaşamını tasvir eden Guardi ve Longhi’nin çalışmaları vardır. Son katında 18. yüzyıl eczacılığı ile ilgili bir sergi ve kukla tiyatrosu mevcuttur. Çatı katında ayrıca muhteşem bir Venedik manzarası izlenebilir.

Ca’PesaroVenedik’te yer alan Modern Sanatlar Müzesi‘dir. Yapı, 17. yüzyıl  barok mimarisinin en bilinen örneklerindendir ve mimar Baldassare Longhena’nın son çalışmasıdır. 1682 yılında Longhena’nın ölümünün ardından Antonio Gaspari tarafından devralınan inşa çalışması 1703 yılında tamamlanmıştır. Düşes Felicita Bevilacqua La Masa tarafından miras bırakılan bu yapı için ortaya atılan tek koşul yoksul genç sanatçılara barınma imkanı sağlanmasıydı. Müze içerisinde çeşitli gösterile düzenlense de daha çok sergi amaçlı kullanılan bir yer olmuştur.
Ca’Pesaro içerisinde iki resim koleksiyonu görülebilir. Miro, Matisse, Kandisky, Klimt ve Chagall’in resim çalışmalarının yanı sıra doğu resimleri koleksiyonu, silah, zırh ve heykeller bu müzede görebilecekleriniz arasındadır.


Fenice TiyatrosuVenedik’te yer alan en eski ve en büyük tiyatro salonudur. 1792 yılında inşa edilen bu yapı, şehirde tiyatronun giderek daha popüler olduğu bir dönemde yapılmıştır. Şehirdeki özel tiyatroların en bilinenlerinden olan Fenice Tiyatrosu, 1836’da meydana gelen bir yangında büyük ölçüde zarar görmüştür. Sonrasında yapılan bir yenileme çalışması ile daha görkemli bir şekilde kapılarını açmıştır. 1996 yılında meydana gelen başka bir yangında hemen hemen tamamı yok olunca tiyatro binası baştan inşa edilmiştir. 2003 yılında yangına karşı korumalı olarak bir restorasyon çalışması geçirmiştir. Tiyatro, 900 kişilik izleyici kapasitesine sahiptir.


Benim Venedik gezim bu kadardı. Umarım beğenmişsinizdir. Eğer gidilecek listenizde varsa mutlaka gitmenizi tavsiye ederim. Şimdiden iyi yolculuklar. :) 

5 yorum:

  1. Çok güzel bir yazı olmuş, çok bilgilendirici. Sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba yazımı okumaya layık bulduğunuza çok sevindim çok teşekkür ederim :)

      Sil
  2. Fuldenciğim yazın çok güzel göremediğim bu şehri şimdi daha çok arzuluyorum sevgiler

    YanıtlaSil
  3. Fuldenciğim yazın çok güzel göremediğim bu şehri şimdi daha çok arzuluyorum sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Hayriş Hala. Ne mutlu bana en kısa sürede gezersin bu şehri umarım sevgiler :)

      Sil

Tema resimleri nicolas_ tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.